Sokaktan on kişi çevirsek ve “Toplum nazarında en çok saygı gören meslekleri sayar mısınız?” ya da “Çocuğunuz ne okusun istersiniz?” diye sorsak, alacağımız cevapların içerisinde kesinlikle olmayan bir meslektir “Sanat Tarihçiliği”. Hatta inanır mısınız; ‘Doktor’, ‘Mühendis’, ‘Avukat’ gibi kallavi, herkesin üzerinde fikir birliğine vardığı bir ismi bile yoktur bu garibanların zira hala tartışıp duruyoruz aramızda, ‘Sanat Tarihçi’ mi ‘Sanat Tarihçisi’ mi doğrusu bu meredin diye?!..

Bitti mi sandınız peki? Başlamadım bile!
E bari avutalım kendimizi, diyelim ki; “Benim arkamda kapı gibi Devlet Anam** var be! Bana iş de verir, aş da verir, beni tanır da, sever de. Sonuçta devlet bizim anamızdır ve analar bizi koruyup gözetirler!” Peki öyle mi acaba?! Hemen cevap vereyim; Iıı ııh, öyle değil! Hayır zaten koruma gözetme bir yana dursun, meslek grubu olarak tanımıyor bile bizi. Kültür Bakanlığı ve ona bağlı kurumlarda ‘Müze Araştırmacısı’ olarak istihdam edilebiliyoruz sadece, “Sanat Tarihçisi” olarak değil çünkü 80’li yıllarda birileri bir kuyuya taş atmış, aradan geçen 30 küsür yılda kimse o taşı bulup da çıkaramamış.***
Hayda! E ne kaldı? Ha, evet orta ve yüksek öğretim var daha!? Zorlayalım hala sağı solu ve diyelim ki; “Her sene binlerce kişi Sanat Tarih bölümünü tercih ediyor üniversite sınavında, bölümler ağzına kadar dolu, keza orta öğretimde de öğretmene ihtiyaç var. Bana da buradan bir ekmek çıkar. Ya öğretmen olurum, ya da zaten bilime meraklıyım üniversitede hoca olurum.” Düşünmesi, hayali güzel de, peki gerçekler öyle mi? Al sana kocaman bir ‘ııı ııh’ daha. O öyle olmuyor ne yazık ki! Sanat Tarihi bölümünden geçen yıl yalnızca bir kişi öğretmen olarak atanabildi. Ben demiyorum bunu ha yanlış anlaşılma olmasın, milletimin vekillerinden biri söylüyor. İnanmayan buyursun buradan kendisi baksın.
Şimdi…Öyle bir meslek grubu düşünün ki; ismi yok, kimse bilmiyor, çoğunlukla toplum nazarında saygı görmüyor, kendi devleti meslek erbabı olarak tanımıyor ve istihdamı yok denecek kadar az. Peki durum böyleyse, her sene ağzına kadar dolan, üniversitelerin Sanat Tarihi bölümlerinden mezun olanlar ne yapacaklar ya da ne yapıyorlar? Kamu bile; mezun olduklarında ilgili bakanlıkta istihdam edilmesi gereken bu insanlara, onları tanımlayacak bir ‘unvan’ vermezken, neden bu kadar insan o bölümlere alınmaya devam ediliyor? Kafanızda deli sorular oluştu değil mi?…
Yazar ben olduğuma göre, çözüme yönelik fikir beyan etme hakkım var, o yüzden ediyorum sıkı durun: Sorunlarımızın çözümü ilk adımı, üniversitelerdeki Sanat Tarihi bölümlerine öğrenci alımında bir sınırlamaya gidilmesi. Dört bir yanından kültür mirası fışkırsa da, ülkenin bu kadar Sanat Tarihçisine ihtiyacı yok.Binlerce mezun veriliyor her sene. Nicelik her geçen gün artarken nitelikte bir gıdım ilerleme yok hatta gerileme var zaten istihdam da yok. Sonuç ne mi? Söyleyeyim, milyonlarca işsiz Sanat Tarihçisi ve milyonlarca depresyon…
Tüm olumsuzluklara rağmen, bir avuç da olsak, mesleğimizi sevmekten vazgeçmiyor, kendi şansımızı yaratmaya çalışıyoruz. Ben burada kalemim yettiğince bir şeyler yazıyorum, diğeri Twitter’da sanat dolu paylaşımlar yapıyor, kimi bambaşka sektörlerde çalışsa dahi mesleği ile bağını kopartmamak için kendine iş icat ediyor, kısacası çabalıyor da çabalıyor.
Üzülmeyin daha fazla uzatmıyorum, bizim de durumumuz böyle; adımız Sanat Tarihçisi, yolumuz da garibanın yolu işte…
* Yazar “Adını Feriha Koydum- Emir’in Yolu” isimli ütopik diziye komiklik olsun diye gönderme yapmakta, işbu yıldız vesilesi ile de esprisini açıklayan insan konumuna düştüğünü peşinen kabul etmektedir.
**Pozitif ayrımcılık yaparak ‘Devlet Baba’ ifadesini değiştirdim. Pişman değilim.
*** Sanat Tarihçileri Kültür Bakanlığı ve bağlı kurumlarda; ”Genel İdari Hizmetler” sınıfında istihdam ediliyorlar. Unvanları ise ”Müze araştırmacısı”. 1987 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararı ile Arkeologlar dışındaki diğer kadrolar (Antropologlar, Filologlar vb.) bu kurala tabi edilmişler. Kısacası Bakanlık Sanat Tarihçisi diye bir unvanı tanımıyor. Benzer işi yaptığımız Arkeologlar ise “Teknik Hizmetler” kadrosunda oldukları için daha çok maaş alıyorlar, daha fazla hakları var vb. Konu ile ilgili daha fazla bilgi için bu yazıya bir göz atabilirsiniz. Bu arada şunu da söyleyelim; SGK sisteminde ‘Sanat Tarihçisi’ diye bir meslek var hatta kodu da; 2633.03, ancak meslek kodu olması bir şeyi değiştirmiyor. Bir zahmet o kadar da olsun. Mevzu bakanlık bünyesindeki kadro unvanı ve onunla gelen haklar.
