Sağlam Kafa ve Vücut Üzerine Manalı Manasız Lakırdılar

Bir laf var ya; “Neren ağrıyorsa canın oradadır.” diye, o kadar doğru ki…

Bir süredir üst üste gelen sağlık sorunlarım üzerine düşünüyorum. Bir sürü şey okudum, kafamda yüzlerce düşünce ve soru dolanıyor. Bu sorulara kendimce bazı cevaplarım var tabi, olmaması mümkün değil zira bende bir de ‘deduction yapmazsa ölecek hastalığı var’. (Sherlock izleyenler gülümsüyor şu an.) Her şeyi anlamlandırmaya çalışan, ince detaylara dikkat edip sonuca ulaşan Sherlock abim gibi, benim de beynim sürekli çalışıyor. Ben onun kadar akıllı olmadığımdan sanırım, ben sonuca ulaşamadan detaylarda boğuluyorum. Benim gibiler ne demek istediğimi çok iyi anladılar, benim gibi olmayanlar da; “Ne diyor lan bu manyak?” deyip okumayı bıraktı  sanırım şu an. Neyse biz kalan sağlıcaklarla (ne dedim ben şu an bilmiyorum, böyle bir kelime var mıydı?) devam edelim…

Atatürk demiş ya; “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” diye. Bugün geldiğim noktada bu sözün esas muhteva ettiği anlamı anca idrak edebiliyorum. Belki siz benden önce çözmüşsünüzdür ama ben daha yeni anlıyorum.  Her 19 Mayıs, 23 Nisan’da bu sözlerin yazdığı dövizleri taşıdım yürüyüşlerde,  spor salonlarının duvarlarındaki koca koca yazıları her gün okudum. Gençlik ve Spor Bakanlığı slogan yaptı bu sözü, hatta ‘vücudu’ hasta olanlara öğüt bile verdim ben bu sözle. Her şeyi yanlış anlamışım meğerse. Manası “Spor yapın gençler”den daha derinmiş. Şimdi şimdi anlıyorum ki olay yalnızca vücudu sağlama almak değilmiş. Meğer kafayı sağlama alıp vücudun ona uymasını beklemek lazımmış. ‘Önce’ sağlıklı olması gereken ‘vücut’ değil de ‘kafaymış’. Şimdi anlıyorum ki; sağlıklı düşüncelerin üretildiği bir kafayı taşıyan beden hasta olmazmış. 

Hala “Ne diyor lan bu değişik?” diyenleriniz bir zahmet daha fazla zaman harcamasınlar okumakla. “Doğru söylüyor bu değişik!” diyenlerle devam ediyorum…

Yıllardır kendimle uğraşırım ben. Herkesin dalga geçtiği o kişisel gelişim kitapları başucumda durdu yıllarca. Çok erken yaşlarda başladım ‘farkındalık’ konusunda düşünmeye, okumaya. Yıllar içerisinde bir türlü kendi yaşam alanıma sokamamıştım bu bilgileri. İnsan doğası unutmaya yatkın. Dönem dönem unuttum. Dönem dönem yaşadığım olumsuzluklarla bilgileri hatırladım ve bir süre onlara tutundum. Sonra yeniden unuttum, yeniden hatırladım. Ouroboros misali kendimi yiyerek döndüm durdum, geldim bu yaşa.  O yıllar; araftaydım sanki. Bildiklerimi bilmiyor gibi yapamıyordum, ama onları uygulayamıyordum da. Her şey çorba olmuştu anlayacağınız. Gel zaman git zaman, bir yıl önce bir şey oldu bana. Ne oldu bilmiyorum. Belki bu zamana kadar öğrendiğim her şeyi tam olarak özümsedim belki de dama dedim ve bana iyi geleceğini düşündüğüm bazı uygulamaları hayatıma sokmak ‘zorunda’ kaldım. Bilmiyorum. Hala tam anlamıyla şükredemiyorum bu yaşadıklarıma ancak bir sebepten ötürü benimle olduklarını biliyorum.

Son bir yıldır değişmeye başlayan hayatım, son altı ayda daha tuhaf bir hal aldı. Üst üste yaşadığım hastalıklar beni öyle noktalara getirdi ki bazı günler sabah uyandığımda dayanacak gücü kendimde bulamayacak hale geldim. Kendimde “Dermansız dert değil en azından” diye avunacak gücü dahi bulamıyorum. Böyle zamanlarda bu hastalıkların benim başıma ‘neden’ geldiğini daha çok sorguluyorum. Ne yazık ki olaylara, “Kendime bakmadım ondan hastacık oldum.” penceresinden de bakamıyorum. Deduction hastalığımdan mıdır nedir, sürekli bir sorgulama halindeyim. Daha derin olmalı manası, bir şey anlatmaya çalışıyor olmalı bedenim bana diyorum. 

Kendimce vardığım sonucu merak ediyorsanız söyleyemem ama şunu söyleyebilirim meğer olay kafadaymış diye. Beden kafayı izliyormuş meğer de ben bir türlü bunu idrak edememişim. Bu bilgi bende mevcuttu aslında biliyor musunuz?! Sadece idrak edememiş, bilgiyi özümseyememişim. Şimdi anlıyorum ki bilmek ve idrak etmek arasında dağlar kadar fark var.

Bilmiyorum düşüncelerim dağınık mı oldu, doğru dürüst ifade edebildim mi ama artık o kadar da şaapmayın, zaten hastayım. Biraz da düşüncelerim yatışsın diye yazıyorum aslında bu yazıyı. Birilerine faydası olursa da ne ala… 

Bitiriyorum. 
Sonuna kadar dayananlar, size bir sözüm var. Umarım siz de idrak edersiniz bir gün, benimki kadar acılı olmadan hem de, sorununuz bedeninizde değil, sorununuz düşüncelerinizin içerisinde. İçinize dönmeye ve “Neden?” diye sormaya başlayın derim. Eminim bedeniniz sizinle de konuşacaktır. Dinlerseniz o; sorunun ne olduğunu size söyleyecektir…

Sağlıkla kalın, en önemlisi o. Unutmayın sağlam KAFA, sağlam vücutta olur, tam tersinde değil. 
Önce kafa…

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir